Ana Sayfa Siyaset Emine Erdoğan, Kocaeli’de “Şehircilik ve Mutlu Şehir” Kartepe Zirvesi’ne katıldı

Emine Erdoğan, Kocaeli’de “Şehircilik ve Mutlu Şehir” Kartepe Zirvesi’ne katıldı

12
0

Kocaeli’de “Şehircilik ve Mutlu Şehir” temasıyla düzenlenen Kartepe Zirvesi’nde konuşan Emine Erdoğan, “Şehirlerimiz de yenilenebilir enerji kaynaklarıyla, tüketmeden var olabilen şehirler hâline gelmelidir. Aslında bu bize yabancı değil. Geçmişimizde de öyle yaşamıyor muyduk? Organik atıkların gübreye dönüştüğü, plastik poşet yerine filelerin kullanıldığı tasarruf kültürü ile yaşamıyor muyduk? Geçmişteki bu tecrübelerimizle çağın ihtiyaçlarını sentezleyerek şehirlerimizi yaşanabilir hâle getirmeliyiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Şehircilik ve Mutlu Şehir” temasıyla Kocaeli’nde düzenlenen Kartepe Zirvesi’ne katıldı. Zirve Onur Kurulu Başkanı olarak açılış konuşmasını gerçekleştiren Emine Erdoğan, yurt içinden ve dışından son derece kıymetli isimlerin bir araya geldiğini, bu seçkin toplulukla birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyledi.

Ünlü bir Fransız şairinin, “Eski Paris artık yok, ne yazık! Bir şehrin şekli, bir faninin kalbinden daha çabuk değişiyor” sözlerini hatırlatan Emine Erdoğan, şehirlerin maruz kaldığı değişimin, bugün olduğu gibi dün de insanları endişelendiren hususlardan biri olduğunu kaydetti.

“ŞEHİRLER RUHLARI OLAN CANLI ORGANİZMALAR GİBİDİR”

Emine Erdoğan, ihtiyaçların hemen her gün farklılaştığı değişim çağında yaşandığına işaret ederek, “Şehirlerin sınırları aynı kalıyor fakat hafızaları ve ruhları, günün şartlarına göre bazen genişliyor bazen daralıyor çünkü şehirler, ruhları olan canlı organizmalar gibidir. Bir şehir, her gün yeniden inşa edilir ya da onlardan koparılan tarihle yıkılır. Bir şehrin kimliği ile o şehirde yaşayan insanların kimliği daima alışveriş hâlindedir. İki şehri birbirinden ayıran, koordinatları değil kimlikleridir fakat son yıllarda görüyoruz ki şehirler artık birbirlerine daha çok benzer hâle geldi. Küreselleşme, kimlikleri tek tipli hâle getirirken, şehirleri de çoraklaştırdı” dedi.

Emine Erdoğan, İstanbul’u tarif etmenin, işlerin en zoru olduğunu, İstanbul’a “bir gündüz düşüdür” denilebileceğini, İstanbul’un adeta gözler açıkken görülen bir rüya şehir olduğunu belirterek, kentin, Necip Fazıl’ın “Ay ve güneş, ezelden iki İstanbulludur” diye tarif ettiği kültürler kavşağı olduğunu ifade etti. Emine Erdoğan, İstanbul’un da nasibini türlü değişimlerden aldığına işaret ederek, asırlar boyu tüm dünyaya esin kaynağı olan İstanbul’un, yedi tepesine vaktiyle çöp tepeleri eklendiğini dile getirdi. Hekimbaşı’ndaki çöp depolama alanının patlamasıyla 38 kişinin hayatını kaybettiğini aktaran Emine Erdoğan, İstanbul gibi bir metropolün 20. yüzyılda böyle ilkel koşullarda can çekiştiğini söyledi.

Emine Erdoğan, eskiden İstanbulluların evlerine bidonlarla su taşıdığını vurgulayarak, “Çöp kokusu solumaya alışmış halk, ağaç, çimen, deniz kokusuna hasretti. Neyse ki bu sorunlar, gönlünü şehre vermiş bir yönetim anlayışıyla bertaraf edildi. Gazetelerin gaz maskesi dağıttıkları bir ortamda, tüm şehir doğal gaza kavuştu. Bugün puslu ve kirli hava yerine, temiz bir gökyüzüne bakabiliyoruz” dedi.

“AKILLI, MUTLU VE KÜLTÜRLÜ ŞEHİRLER İNŞA ETMELİYİZ”

Şehirlerin, artık yeni sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkati çeken Emine Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu durum, şehir kavramını yeniden yorumlamayı, trafik, ulaşım, güvenlik ve atık yönetimi gibi alanlarda yeni çözümler üretmeyi gerektiriyor. Tüm bunlara, dünya metropollerinin kendi aralarındaki rekabet de eklenince, teknolojik altyapıyla kültür atlasını uyumlu kılacak yeni yaklaşımlar gerekiyor. Bu nedenle bundan sonraki yol haritamız; akıllı, mutlu ve kültürlü şehirler inşa etmek olmalı. Tüm alanlarda olduğu gibi şehirlerimizi dönüştürmede de insan odaklı bir yaklaşım benimsemeliyiz. İnsanın fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını önceleyen politikalar geliştirmeliyiz. Sadece İstanbul’da değil, tüm şehirlerimizde, o topraklardan gelmiş geçmiş medeniyetlerin izlerini okuyabileceğimiz evrenler kurmalıyız. İnsanın aidiyet duygusunu artıran, yerel malzemenin geleneksel mimari ile buluştuğu projelere daha da ağırlık vermeliyiz. Toprakla ilişkisini kesen değil, yere sağlam basan, çevrenin doğal bir parçası olan mimariye geçmeliyiz. Şehirlerimiz, genç yaşlı, kadın erkek, özel ihtiyaç sahibi, engelli bireylerin ihtiyaçlarına cevap verecek, daha katılımcı hâle gelmelidir.”